“On Being Sane in Insane Places”: Rosenhan Deneyi ve Algının Değişen Dengesi
1969 yılında Stanford Üniversitesi profesörü David Rosenhan, Amerika’da bir akıl hastanesine, kafasının içinde sesler duyduğunu ve bu seslerin “boşluk”, “oyuk” gibi kelimeleri tekrarladığı şikayetiyle başvurdu. Profesör, akıl hastası olduğu gerekçesiyle hastaneye yatırıldı. Uzun zaman geçmeden semptomlarının tamamen geçtiğini ve seslerin kesildiğini söyleyerek taburcu olmayı talep etti. Ancak doktorlar bu talebini ciddiye almayarak Rosenhan’ı hastanede tutmaya devam edip üç hafta boyunca ilaç tedavisi uyguladılar.
David Rosenhan’ın hastaneye asıl gelme sebebi, akıl hastalarına konulan psikiyatrik tanıların doğruluğunu tespit etmek için geliştirdiği deneyini uygulamaktı. Ekibi, kendisiyle birlikte sekiz kişiden oluşuyordu ve sahte hasta rolünü en iyi şekilde yapmaları üzerine eğitilmişti. Ekip; üç psikolog, bir psikoloji öğrencisi, bir pediatri uzmanı, bir psikiyatrist, bir ressam ve bir ev hanımından oluşuyordu.
"Sahte hastaların etkileşime girdiği 118 akıl hastasından 35 tanesi bu kişilerin rol yaptığını anladı; ancak doktorlar durumu fark edemedi."
ABD’nin beş ayrı eyaletindeki 12 akıl hastanesine gönderilen ekip üyeleri, kimliklerini gizlemek için takma isimler kullanarak hastane çalışanlarına garipten sesler duyduklarını söylediler. Sahte hastalar, hastalıklarını inkâr etmelerine rağmen en kısa sürede taburcu edilen kişiler 7, en uzun sürede taburcu edilen kişiler ise 52 gün hastanede tutuldu. Bu sahte hastaların yedi tanesine şizofreni, birine ise bipolar bozukluk tanısı konuldu.
Sekiz hasta toplamda 129 gün boyunca hastanede tutuldu ve kendilerine 2.100 ilaç verildi. Sahte hastalar bu ilaçların hiçbirini kullanmadılar; gizlice tuvalete döktüler, fakat görevlilerin hiçbiri bu durumu fark etmedi.
Deneyin Sonuçları ve Yankıları
Çalışmanın sonuçları 1973 yılında Science dergisinde yayınlandı. Araştırmaya verilen ilk tepki inkâr oldu. Bir eğitim ve araştırma hastanesi, Rosenhan’a meydan okuyarak onun üç ay içinde göndereceği tüm sahte hastaları tespit edeceklerini iddia etti. Üç ayın sonunda hastane, kendilerine gelen 193 hastadan 41 tanesinin kesinlikle sahte olduğunu bildirdi. Ancak bir sorun vardı: Rosenhan, hastaneye hiç hasta göndermemişti.
Suzannah Cahalan, ’Büyük Taklitçi’ kitabıyla deneydeki sekiz sahte hastanın kim olduğunu araştırdı. Tüm verileri incelemesine rağmen sekiz sahte hastadan yalnızca ikisinin kimliğini tespit edebildi. Bunlardan biri Rosenhan’ın kendisi, diğeri ise doktora öğrencilerinden biriydi.
Doktorlar Gerçekten Hatalı Mıydı?
Cerrahi operasyon geçirmiş hastaların operasyon sonrası iyileşmeleri için belirli bir süre hastanede gözlem altında tutulmaları gerekir. Tüm bunları ve ayrıca Rosenhan’ın ve sahte hasta ekibinin deney sırasında bunun bir deney olduğunu söylemedikleri gerçeğini göz önünde bulundurursak, deneydeki psikolog ve psikiyatristler pek de haksız sayılmazlar.
Tarihin her evresinde akıl hastalıkları cadılık ya da canilik olarak görüldü. Bu hastalıklara sahip insanlar toplumdan dışlandı. Rosenhan deneyinin ortaya koyduğu eleştirilerden biri de buydu. Sahte hastaların hiçbiri taburcu edilirken “İyileşmiş” olarak rapor edilmedi; hepsi “Şizofreni gerileme evresinde” olarak raporlandı.
Bilim bir süreçtir. Bu yüzden, yeni alternatifler bulunana kadar mevcut yöntem ve tedavilere karşı çıkmak doğru değildir. Rosenhan yaptığı deneyle psikoloji bilimine yeni bir bakış açısı getirdi. Bunu yaparken de bilimin bir an değil, birikimli şekilde ilerleyen sonsuz bir süreç olduğunu unutmamalıyız.